Servet Topaloğlu & Partners
Servet Topaloğlu’nun 6’ıncı kitabı
‘Jeopolitik Rekabet Yönetimi’
Jeopolitik rekabet yönetimi; devletin zihinsel otonomisini, milli varlıklarını, teknolojik derinliğini, kurumlarını ve toplumsal bütünlüğünü tek bir stratejik eksende birleştirme ve kendi iç dinamiklerini küresel rekabet gücüne dönüştürme sanatıdır.
Bu çalışma, uluslararası ilişkileri ve geleneksel jeopolitiği konu alan ana akım yaklaşımlardan dört noktada ayrılmaktadır:
-
Konvansiyonel askerî gücün ve fiziki sınırların mutlak belirleyici olduğu dönem geride kalmıştır. Bu çalışma, jeopolitik rekabetin yeni cephelerinin veriler, algoritmalar ve uzay teknolojileri olduğunu, egemenliğin artık kodlarda ve yörüngelerde kazanıldığını vurgulamaktadır.
-
Klasik realizmin “arkasında tehdit olan diplomasi” anlayışı günümüzde sürdürülemez maliyetler ve kronik gerginlikler üretmektedir. Çalışma bunun yerine liyakatli kadroların ürettiği kurumsal zekânın rakipler üzerinde yarattığı saygı ve çekinme halini, yani entelektüel caydırıcılığı öne çıkarmaktadır.
-
Geleneksel çalışmalar devletlerin başarısını (performansını) genellikle yıllık Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH), büyüme, cari açık gibi dönemsel gelir-gider akışlarıyla ve bunlara dayalı performans göstergeleriyle kısıtlar. Oysa bu çalışma, devleti sürekliliği olan bir varlık portföyü ve canlı bir organizma olarak ele alır (‘’Milli Servet Doktrini’’). Milli Servet Bilançosundaki varlıklar, yükümlülükler ve aşınmalar bir ülkenin iskeletini ve hayati organlarını temsil eder. Akışla ilgili aksamalar veya krizler tedavi edilebilir; fakat iskeletin ve organların (fiziki varlıklar, beşeri sermaye ve kurumlar) erimesi, devletin jeopolitik varlığını sona erdirir. Bu çalışma, ülkenin konjonktüre dayalı makro akış göstergelerinden ziyade, ulusal varlıkları, yükümlülükleri ve aşınmaları, yani ülkenin ana omurgasını ve organlarını ana eksen olarak almaktadır.
-
Ana akım realist literatür, devletin dış güvenlik ve beka kaygılarını iç siyasetteki otoriterleşmenin ve toplumsal baskının meşru bir gerekçesi sayar; iç yönetişimin niteliğini ise jeopolitik güç denkleminde tâli sayar. Oysa bu çalışma, beka kavramının iç siyasette araçsallaştırılarak toplumun belirli kesimlerinin "ulusal güvenlik tehdidi" ilanıyla dışlanmasını, beşeri kapasiteyi eriten ağır bir beka paradoksu olarak tanımlar, toplumsal bütünlüğü öne çıkarır. Bu çalışmanın ana akım teoriden bir diğer ayrışma noktası, devlet yönetimi içindeki dar kliklerin denetlenemeyen "jeopolitik akıl" iddiası yerine, kararların adalet, şeffaflık ve liyakat süzgecinden geçtiği kapsayıcı bir ulusal yönetişim modelini küresel güce ve gerçek bekaya ulaşmanın ön şartı olarak sunmasıdır.
Bu çalışma, Türkiye gibi jeopolitik risklerin ve fırsatların merkezindeki orta ölçekli bir devletin, küresel sistemde etkisizleştirilmesi olanaksız, işbirliği yapılması ise kaçınılmaz bir güce nasıl dönüşeceğini metodolojik olarak ortaya koyma gayretidir.





