• Servet Topaloglu

BİLİM VE YÖNETİM

Güncelleme tarihi: 25 Oca

Bilim, içinde yaşanılan ve çalışılan doğal ve yapay düzeni, nitelikli sorgulama ve daha iyiyi arama eylemidir. Bilim, temel bilim ve uygulamalı bilim olarak ikiye ayrılır. Temel bilimlere örnek fizik, kimya, biyolojidir. Uygulamalı bilimlere örnek olarak da mühendislik, tıp ve yönetim gösterilebilir. Uygulamalı bilimler, temel bilimlerin bilgi ve bulgularını kullanıp, sezgi, duygu ve gerçeklerle ilişkilendirerek insanların refah seviyesini artırma çabası içindedir*.


Bu yazının odaklanma noktası, bilimsel ilke, düşünce tarzı ve yöntemi üzerinde durmak ve ''yönetim için öğretiler'' çıkarmaktır.


Bilimsel yaklaşımın genel ilkeleri, bilgilere, bulgulara, sezgilere, duygulara ve gerçeğe dayanmaktır.


Bilimsel düşünüş ise, dedüksiyon (zihinden dünyaya doğru akıl yürütme) ve indüksiyon metodunu (dünyadan zihne doğru akıl yürütmeyi) birlikte kullanır. Dedüksiyon, bir tümdengelim metodudur ( örneğin, her memeli hayvanda kalp vardır. Her at bir memeli hayvandır. O halde her atta kalp vardır). İndüksiyon ise bir tümevarım metodudur (örneğin, gözlemlerden her atta kalp olduğu görülmüştür. Her atta kalp vardır).


Bilim dünyası sadece ''daha iyiyi arayan'' icracı bilim adamlarından ibaret değildir. Bilim dünyasında ‘’bilim kontrolörleri’’ de mevcuttur. Örneğin bunlardan biri olan Popper, indüktif çıkarımlara tereddütle yanaşan ve bu metotla yapılan çıkarımlara meydan okuyan bir bilim adamı olarak tanınır. Bu nedenle, bilimsel yöntemlerin tanımını geniş tutarak, toplam süreci gözlem ve kanıt, kontrollü deneyler ve mantıksal düşüncenin bir bütünü olarak görmek daha isabetlidir.


Hangi yöntemi kullanırlarsa kullansınlar, bilim insanlarının ortak yönü, bir şeyin doğru olduğunu söyleyen bir savla karşılaştıklarında, bunun hangi kanıtlara dayanarak söylendiğini sorabilmelidir. Kanıtların sınamasından geçirilemeyen bir hipotez belki ilginç olabilir, ancak bilimsel yöntemin süzgeçlerinde takılı kalıyorsa değerini kaybeder. Bilimsel yöntemlerle elde edilen bilgi mutlak da değildir, yaklaşıktır ve sürekli olarak gözden geçirilir. Örneğin pek çok uygulamalı teknoloji alanında yeni araç ve gereçlerin keşfine olanak sağlayan Newton fiziği, Einstein tarafından sarsılmıştır (izafiyet teorisi). Einstein’in izafiyet teorisi, Newton’un teorisini alaşağı etmemiş, onun temel kavramlarından bazılarını değişime uğratmıştır. Dolayısıyla bilim insanlarının bir diğer ortak paydasının, mutlak doğruya ulaşma nosyonunu reddetmeleri ve doğanın bir parçası olarak belli bir belirsizlik payını kabul etmeleri olduğu rahatlıkla söylenebilir. Örneğin Popper, bilimin ayırt edici özelliğinin doğrulama değil, yanlışlama olduğunu belirterek, bilimin sınır tanımaz karakterini vurgulamıştır. Ona göre mevcut genel kabul görmüş kuramlar, sadece çağın bilimsel düşünce zaman dilimine göre ‘’doğru’’ diye kabul edilmelidir. Bilim her kadar ‘’devrimci’’ bir karaktere sahip olsa da, o zaman dilimine kadar geliştirilen bilginin büyük bir bölümü kalıcı niteliktedir**.


Bilimsel ilke, düşünce ve yönteme vakıf olan bir birey daha anlayışlıdır, daha fazla uyum gösterir, daha meraklıdır, daha gerçekçidir, araştırmaya ve öğrenmeye daha açıktır. Bilimsel düşünce, uğraş süresince bireye sabırlı olmayı ve ümitsizliğe kapılmamayı da öğretir.


Entelektüel lafazanlık ve/veya kısa devre faydacı görüş ve yöntemler, bilimsel düşünceyi öldürür. Bilimsel düşünceyi öldürmek kolaydır. Örneğin, yerküre üzerinde milyonlarca kişinin hala bazı korkunç hastalıkların pençesinde olduğu bilinen bir gerçektir. Tüm bu virüsleri, bakterileri ve diğer mikropları öldürmenin ''sırrı'' keşfedilmiştir. Arsenik ya da siyanürün kuvvetli bir dozu, bu mikropların hepsini öldürebilir. Ya da daha kestirmeden, bu mikropları 500 dereceye kadar ısıtarak öldürme yoluna da gidilebilir. Buradaki esas mesele, patojenin yerleştiği bedeni öldürmemektedir. Dolayısıyla güçlü dozda bir siyanür, iyi bir bilimsel reçete veya ilaç niteliği taşımaz. Çok az öldürdüğü için değil, çok fazla öldürdüğü için… Bir diğer örnek, doğanın insanlara sunduğu nimetlere bakış açısıdır. Örneğin bir somun ekmek ya da bir kâse pirinç bugün bize 20-30 yıl öncesinde olduğu gibi görünür. Ama durum hiç öyle değildir. Buğdaydaki mantar hastalığı, pirinçteki kavrulma ve diğer hastalıklar, sürekli olarak mevcut ürünü tehdit eden yeni cinsler geliştirmektedir. Yetiştiriciler, ürünlerini hastalıklardan korumak, daha fazla verim almak ve besin değerlerini iyileştirmek için çaba harcamak durumundadır. Nitekim bilim insanları, yetiştiricilere bu hizmetleri sunabilmek için rekabet halindedir. Diğerleri ise ''kullanıcı/tüketici/izleyici'' konumundadır. Dolayısıyla günümüzde tüketimi yapılan bu ürünler, doğanın ve bilimin karşılıklı ilişkisi sonucu ortaya çıkan eskisinden hayli farklı ürünler olarak günlük yaşamın içindedir.


Bilimsel düşüncenin ‘’güçlü rakipleri’’, pragmatik yaklaşımlar ve inanç sistemlerine dayanan yöntemlerdir. Pragmatik yönteme göre doğruluğun tek ölçütü ''kısa devre yarardır''. Bu kapsamda herhangi bir şeyin değerine, ortaya çıkacak doğrudan faydaya bakılarak karar verilir. Pragmatik yaklaşım, ‘’eğer bir şey işliyor ve işleyecek gibiyse, o zaman doğrudur’’ kabullenmesinden hareket ederek, bilimsel düşüncenin bir alternatifi olarak görülebilir ve doğrudan uygulamaya geçerek ‘’deneme yanılmayı’’ sıklıkla kullanır. Pragmatik yöntemde önemli olan soru şudur: Bu, benim işime yarıyor mu? Cevap 'evet' ise, bu şey doğru ve iyi; 'hayır' ise, yanlış ve kötüdür. ABD Başkanı Eisenhower, bilimsel düşüncenin bir ürünü olan ‘’bir maddenin, ışık hızının karesiyle birleştirildiği noktada olağanüstü bir enerji ortaya çıkar’’ teorisini (Einstein), "bir savaşa girdiğimde, atom silahlarının kullanılması bana yarar getirecek mi? Eğer onları kullanmakla savaşı kazanacağımı önceden kestirebilsem, hemen kullanırım’’ şeklinde değerlendirerek, pragmatik düşünceyi devlet yönetiminde kullanmıştır!***. Bilimsel düşüncenin bir diğer güçlü rakibi İnanç sistemleri ise, eskiden beri öz bilineni ve duyulanı temel alır. Bunları ve bunların dışındakileri sorgulamaz ve mevcut sorunlarına geçmişin öz bilinenleri ve duyulanları ile tatminkâr bir yanıt arar ve (''bir şekilde'') mutlaka bulur. Bu yöntemde üstat ve müride geniş bir alan açılırken, mucide (bilim adamına) ayrılan alan dardır.


Uygulamalı bir bilim dalı olan ‘’bilimsel yönetim’’ günümüzde, kendi içlerinde birbirleriyle kıyasıya rekabet eden ‘’pragmatik yönetim’’, ‘’inanç sistemlerine bağlı yönetim’’ ve ‘’melez yönetim’’ sistemleri arasında kendine yer aramaktadır.


Toprak, hammadde, malzeme, ürün, para, araç, gereç, bina, tesis ve bilginin bireylerle buluştuğu yerlerde üst seviyeye çıkan ‘’yönetim ihtiyacının’’ nasıl karşılanması gerektiği, tüzel kişilerin (kurumların) fikir önderlerinin öncülüğünde, bireylerin nitelikli çoğunluğunun kararıdır (özellikle devlet ve büyük şirketler).


Bu yazı, bilimsel ilke, düşünce ve yöntemlerini, pragmatik düşünceyi dışlamadan ve inanç sistemlerinin dayandığı ilkelere yüksek dereceli saygıyı esirgemeden öncelemek, önermek ve hatırlatmak**** için kaleme alınmıştır.




*bkz. Blog yazısı Yönetim Bilimleri, Özel Sektör ve Devlet Sektörü, 20.Ağustos.2021

**Amerikan Bilim Geliştirme Kuruluşu/American Association for the Advancement of Science(AAAS).

***New York Times, 12 Mart 1951.

****Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, hedefe ulaşmak için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, doğru yoldan sapmaktır, doğru yolu göstermeyene yol sormaktır. Yalnız: İlmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki aşamalarının gelişimini anlamak ve ilerlemelerini zamanında takip etmek şarttır.’’ Mustafa Kemal Atatürk

216 görüntüleme1 yorum
Servet Topaloglu

 Perakendede İnovasyon

 Bir fıkrayı ilk defa anlattığınızda herkes güler. İkinci kez anlattığınızda gruptaki ilk heyecanın düştüğünü görürsünüz. Üçüncü kez anlattığınızda ise

artık sıkıcı olmaya başlamışsınızdır. Perakende sektöründe innovasyonda işte böyle bir şeydir. İhtiyaçlara çözüm üretemezsiniz ve üretkenliğinizin sürekliliğini sağlayamazsanız bir süre sonra müşterileriniz sizden sıkılırlar...Orjinal başlangıç konseptiniz atraktif, konseptin temelini atan ve kurgulayan yönetim kadrolarınız mükemmel olsa dahi... 

Servet Topaloglu

 

Bize sık sık "perakende şirketleri, çevikliklerini kaybetmeden nasıl sağlıklı biçimde büyüyebilirler ve kârlılıklarını artırabilirler" diye sorulur ve bugüne kadar icra ettiğimiz projelerde özellikle nerelere odaklandığımız merak edilir.

Yanıt oldukça basittir:

Servet Topaloglu
stbc.png