• Servet Topaloglu

''ALGI YÖNETİMİ'', BİLİMSEL YÖNETİME ALTERNATİF OLABİLİR Mİ?

Güncelleme tarihi: 6 Eki

Algı yönetimi*, tıpkı strateji ve lojistik sözcüğü gibi, askeri literatürden çıkmış bir terimdir. Örneğin Amerikan Savunma Departmanı bu başlığı mealen şu şekilde tanımlamıştır:


Algı yönetimi, ulus devletin ve istihbarat sistemlerinin hedefleri doğrultusunda, dış

ilişkileri ve resmi eylemleri etkilemenin yanında, toplumların duygularını ve

motivasyonlarını yönlendirmek amacıyla yapılan yayınlar ya da seçilen bilgi ve

gösterileri iletmek veya inkar etme eylemidir**.


Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere algı yönetimi, askeri bir terim olmanın ötesinde, aynı zamanda dış politika için üretilmiş bir kavramdır. Bir ulus devletin, rekabet ve işbirliği içinde olduğu diğer ulus devlete karşı başarılı ve baskın güç olması için geliştirilmiştir.


Algı yönetimi teknikleri, geçen zaman içinde özellikle bazı yerel siyasetçi ve iş insanları tarafından da keşfedilmiş ve ''iç ilişkilerde'' de kullanılmaya başlanmıştır. Söz konusu grup ve kişiler, bu konulara yatkın bazı iletişim/medya/akademi mensuplarını yanlarına çekerek, onlara para, güç ve itibar transferi de sağlayarak, siyasi ve bireysel hedeflerine ulaşmak için algılama yönetiminin tekniklerini kullanmaya başlamış ve kavramın orijinal içeriğini değiştirmiştir. İletişim dünyasının önemli isimlerinden ve ''Algılama Yönetimi'' kitabının yazarı Ali Saydam, bu sözcüğün zaman içinde uğratıldığı garip dönüşüme itiraz ederek, algılama yönetiminin, kara propaganda, itibarsızlaştırma, değersizleştirme, gerçekleri saptırma, provokasyon amaçlı iletişim aksiyonları için ifade edilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirir.***


Algı yönetimi sözcüğünün birden fazla tanımı vardır. Yurtdışı menşeli bir danışmanlık grubu algı yönetimini,


''insanların pozitif düşünmelerini sağlamak amacıyla, çevre şartlarının uygun hale

getirilmesi ve bu amaçla gerçekleştirilen faaliyetlerin yoğun biçimde iletişiminin

yapılması''


şeklinde tanımlamıştır''****. Bu tanımda kritik olan nokta, ''uygun hale getirildiği düşünülen çevre şartlarının'', söz konusu pozitif düşünmeye gerekçe teşkil eden yapısal iyileştirmeleri gerçekten ve derinlemesine sağlayıp sağlamadığının söz konusu dahi edilmemesidir. Önemli olan, insanların yönetim hakkında ''her hâlükârda olumlu düşünmesinin'' sağlanmasıdır.


Algı yönetimi içeriğinin, tıpkı demokrasi gibi yüzlerce farklı sürümünün ortaya çıkması ve ''gevşemesiyle'' birlikte, medyayı da arkasına alan pek çok devlet, özel sektör ve sivil toplum lideri, hedef kitlelere, ''gerçek ve doğru olmayanları'', kendi siyasal ve/veya bireysel hedefleri doğrultusunda ''gerçekler ve doğrular'' kadar iyi anlatmaya başlamış ve bunlara dayanarak attıkları şüphe götürür uygulama adımlarını ikna edici şekilde gerekçelendirmiştir (''post truth''). Hatta pek çoğu, kendi anlattıkları mitlere zamanla kendileri de inanmıştır (''mitomani'').


Bu gelişmelerin sonucu post-truth sözcüğü ''ödüllendirilmiş'', 2016 yılında ''Oxford Üniversitesi'' ve ''The Society for the German Language in Wiesbaden'' tarafından yılın kelimesi seçilmiş, daha sonraları pek çok filme konu olmuştur*****.


''Gerçek ötesinin'' popülaritesini artırması, bilgiye, bulguya, sezgilere, duygulara ve somut gerçeklere dayanan ''bilimsel yönetim'' anlayışının dengesini bozmuş, ''post truth'' dalgasına uyum sağlamak istemeyen bilim ve düşünce insanlarıyla, bilimi referans alarak faaliyetlerini sürdüren pratisyenler, yönetimde büyük ölçüde geri plana düşmüştür (''yönetimin soysuzlaşması'').


''Gerçek ötesi anlatım ve uygulamalar'' sadece günümüzün bir gerçeği değil, aynı zamanda küresel bir sorundur. Örnek vermek gerekirse, uluslararası ekranlar ve dijital medya;


-''karşılıksız basılan ve son üç yılda hacmi ikiye katlanan kağıt para ve negatif faiz

politikasının çok doğru'',

-''adaletin, bireysel hakların, bireysel mutluluğun ve barışseverliğin batı ve kuzey

ülkelerinde mükemmel, doğu ve güney ülkelerinde ise felaket''


olduğunun iletişimini yapan, diğer değişle ''gerçek ötesini savunan'' ve bunlara dayanarak tuhaf uygulamalar yapan politikacı ve iş insanları ile doludur.


Ülkemizde bu gelişmelerden nasibini almaktadır. Örneğin,


-''ülke olarak liberal demokratik sistemi benimsememize rağmen, liberal sistemin genel

kabul görmüş bazı sistem ve kurallarının üstünü çizerek, hangi bilimsel anlayışla

ortaya çıktığı meçhul yeni kuralları milli, yerli ve doğru'' diye ısrarla uygulamak,

- ''ikinci dünya savaşı dönemi öncesinde kişi başı gelir olarak gerimizde olan Çin, Kore,

İspanya, Yunanistan, Bulgaristan, hatta Kazakistan'ın gerisine düşmemize rağmen,

dünyanın en gelişmiş ilk on devletinden biri olmaya hiç bu kadar yakın olmadığımızı''

belirtmek,


''gerçek ötesi dalganın'' ülkemizdeki bazı yansımalarıdır.


Bilgi, bulgu, sezgi, duygu ve gerçeklere dayanan ''bilimsel yönetim'' anlayışını benimseyen bireyler günümüzde, ''gerçek ötesini'' kitlelere anlatan, bunu yaparken de kitlelerin hoşuna giden olumlulukları ve dayanışmayı ön plana çıkaran, bu arada da siyasi ve/veya bireysel çıkarlarını maksimize eden ''yaman/acar bireylere'' karşı pek çok ülkede ''yenilmektedir''. Zira ilk grubun refleksleri, polemiklerle baş etmek için değil, rasyonel davranmak üzere gelişmiştir. Bu grup, polemikler karşısında mevcut mevzilerini terk edip, bireysel ve alçak sesli kalmayı tercih etmekte, kendilerine derhal farklı ve yeni konfor alanları açmakta, ''gerçek ötesi anlatıcılarını'' kitlelerle yalnız ve rahat bırakmaktadır.


Toplumda işler, düzeltilemeyecek şekilde kontrolden çıkmadığı sürece, gerçek ötesi anlatıcılarından oluşan ''yaman/acar bireyler'', özellikle demokrasi geleneği olmayan ülkelerde, bilimsel yöntemleri kullanan bireyleri muhtemelen gelecekte de ''yenecektir'' . Bunun nedeni, bu ülkelerde yönetilen konumunda olan kitlelerin, insanın fıtratı gereği, ''bütünsellikten uzak, palyatif-popülist deneme-yanılma tedbirleri ile de olsa, çevre şartlarını, kitlelerin marjinal yararına bir şekilde uygun hale getiren, etraflarına pozitif enerji veren ve gözlerinden ışıltı çıkan yaman/acar yöneticileri'' beğenmeleri, ''gerçekleri söyleyen, mevcudu sorgulayan, sorunlara nitelikli-kalıcı çözüm geliştirerek, sempatik ve sempatik olmayan reçeteleri aynı anda uygulayan, ancak başarıları nedeniyle kendilerini fazla önemseyen, bunu da performanslarının adil ve manevi karşılığı sayan ağırbaşlı yöneticileri'' ise kendilerinden biri gibi görmemeleridir.


Olumlu bakış açısı, bardağın dolu tarafını görmek, potansiyeli göstermek ve kitlelerin motivasyonunu yüksek tutmak şüphesiz çok önemli yetkinliklerdir. Ancak şu da ispatlanmış bir bilgidir ki, ağır sorunların görmemezlikten gelinmesi veya bu sorunlara uzunca süre nitelikli çözümler geliştirilememesi nedeniyle, işlerin felaket boyutuna ulaşmasına kadar geçen süreç içinde erdemli ve nitelikli rafine bireylerini sıradanlaştıran ülkeler, varlıklarını şeklen sürdürebilseler de, ''toplumsal yaşam kalitelerini ve küresel rekabet kabiliyetlerini'' ciddi derecede kaybetmektedir.


''Sıradanlaştırılmış rafine bireyler'', toplumdaki bu düşüşü tekrar eski seviyesine getirmek için ''dili yanmış halk tarafından'' göreve çağrılana kadar, ilgili ülkeden daha gelişmiş ülkelere muazzam bir nitelikli insan ve sermaye göçü yaşanmakta, dolayısıyla milli servet erimektedir. Bu bilgi, ''gerçek ötesi'' değil, ''gerçeğin ta kendisidir''.


Demokrasi ve/veya cumhuriyet gelenekleri köklü olan ülkelerin yurttaşları, işte tam da bu nedenle, kendi içlerinden yetişmiş ve bilimsel yöntemlerle çalışan bireylerine, halktan kopmamış olmaları şartıyla, pozitif ayırımcılık yaparlar ve onların, gerçek ötesini kullanan yaman/acar bireyler tarafından sıradanlaştırılmasına izin vermezler.



*Perception Management, Wahrnehmungsmanagement

**Wikipedia, ''Perception Management''

***Ali Saydam, Marketing Türkiye, Söyleşi, 18 Haziran 2021

****Dr. Kraus&Partner, Perception Management-Definition

*****Bkz. Bu Sitedeki Blog Yazısı, ''Gittikçe Azalan Bir İhtiyaç: Gerçeği Aramak'', 1 Kasım 2017 ve Netflix-''Don't Look Up'' filmi

210 görüntüleme2 yorum
Servet Topaloglu

 Perakendede İnovasyon

 Bir fıkrayı ilk defa anlattığınızda herkes güler. İkinci kez anlattığınızda gruptaki ilk heyecanın düştüğünü görürsünüz. Üçüncü kez anlattığınızda ise

artık sıkıcı olmaya başlamışsınızdır. Perakende sektöründe innovasyonda işte böyle bir şeydir. İhtiyaçlara çözüm üretemezsiniz ve üretkenliğinizin sürekliliğini sağlayamazsanız bir süre sonra müşterileriniz sizden sıkılırlar...Orjinal başlangıç konseptiniz atraktif, konseptin temelini atan ve kurgulayan yönetim kadrolarınız mükemmel olsa dahi... 

Servet Topaloglu

 

Bize sık sık "perakende şirketleri, çevikliklerini kaybetmeden nasıl sağlıklı biçimde büyüyebilirler ve kârlılıklarını artırabilirler" diye sorulur ve bugüne kadar icra ettiğimiz projelerde özellikle nerelere odaklandığımız merak edilir.

Yanıt oldukça basittir:

Servet Topaloglu